AKM - Blog

Dört yıl önceydi. Gün 24 Mayıs 2017. “Bir sahnemiz olsaydı” başlığıyla bir yazı yayınlamıştım ulusal gazetelerimizin birinde.

“Bir sahnemiz olsaydı, belki bir Pazar günü, opera dinlemek için kızımı alıp giderdim” diye devam ediyordu.

“Elbette güzel giyinirdik.

Müthiş bir opera binası düşünün; kotla da gidilmez ki.

Bilet bulmak çok zor olurdu.

Ama akıllı baba, çok önceden düşünmüş olurdu bu işleri.

Almış biletleri locadan.

Kızı çenesini rahatça balkon mermerine yaslayıp seyredebilsin diye.

Perde açılmadan duvarlardaki gravürler çoktan harekete geçmişler.

İşleri çok zor değil; sadece bizleri büyülemek.

Evet, bir insanı büyülemek zor ama bina böyle görkemli olunca bizlerin de büyülenesi geliyor.

Bina bina değil, bir başyapıt.”

“Kızımın yüzünde bir tebessüm ve büyülenme hali…”

Sonra içimi çekerek sahip olamadıklarımız geçmişti aklımdan bir bir… Kahırlanmıştım.

“İstanbul’da neden sembol bir opera binamız yok?

Neden İstanbul Devlet Opera ve Balesi yeni sahnelediği Kuğu Gölü için bir sahne bulamasın?

Kongre salonlarımız var ama büyük eserleri kaldıracak sofitası olan, orkestra çukuru bulunan bir büyük sembol sahne İstanbul’da yok.

“Millet yiyecek ekmek bulamıyor, ne sahnesinden bahsediyorsun” diyenler çıkacaktır.

Bu soruyu ayrıca cevaplamak isterim. Ama bir ‘merkez’ sahne olmaması bana şöyle bir çağrışım yapıyor:

Bana göre ‘kaybolmuşların şehri’ haline dönüşüyor İstanbul.

Çünkü şehrin sembolü bir opera binası yok.

Avrupa başta olmak üzere bütün dünya, şehrin kerteriz noktasını opera binasından alır her zaman.

Yüksek ve tarihi bir bina olmasına rağmen bir Eyfel Kulesi’nden almazlar mesela.

Opera binası neredeyse, sağından git, soluna geç, arkasında derler.

Ve buna hiç alışık olmayan bir İstanbul halkı var. Hiç bunu duymamış olan…

“Opera binasının 100 metre sağındaki yoldan gidersen ulaşacaksın” lafı yok.

Zaten sanat evi dediğimiz şey de bir enerji. Enerji evi.

Bırakın bir başyapıt olmasını, enerjinin yaşadığı bir yer.

Enerjinin çıkış noktasından bir kerteriz noktamız olmadığı için kaybolduk sanki… Yaralayıcı…”

Düşündükçe gözlerim buğulanmıştı. Bir haykırıştı ardından gelen.

“Bu yazıyı bir sanatçının gözyaşları olarak okuyun lütfen.

Sanat ölümden öç almadır. Kendini sürekli ölümle tehdit edilmiş hisseden insanoğlu geri dönülmez kadere isyan eder. Ölmeyi kabul eden toplumlar, insanı dinlendiren bilime ve insan onuru için var olan adalete boş verirler. Yok olmanın uçurumuna yuvarlanan toplumlar sanatın ipine sarılırlar. Onları ancak sanat kurtarır.

Sanat yuvaları, okulları, sanatçılar sanatseverler için değerlidir. Onların varlık sebepleridir. Onların buluşup dertleştikleri, birbirlerini yücelttikleri alanlardır. Sanat insanın insanı sevmesi için yapılır. Güzellik yaratmak için yapılır. Sanat insanın doğasında var. Sanat insanı insan yapar, insanı yüceltir, aydınlatır, arındırır.”

Böyle bir ağıtla yansıtmıştım sanat yolunda düşüncelerimi. Hüzün ve ümitsizliğe kayan bir yazıydı kaleme aldığım. Karamsar düşüncelerimi yansıtıyordu okuyucuya.

Bugün Atatürk Kültür Merkezinin açılışına ümitle bakıyorum. İstanbul’un ortasında bir anıt gibi yükselişinden kıvanç duyuyorum. Işıldayan bir sanat yuvası içinde alevlenecek sanat ışıklarının yurdum insanının benliğinde ışıldayacak estetik duygularının, rafine olan ruhun yücelişini izlemek çok hayranlık verici olacak.

Bir dünya şehri olan İstanbul’umuzun bu mihenk taşı, İstanbullunun kültürünü ve sanat duygusunu şekillendiren bir sunak olacak.

Atatürk’ümüzün, “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözüyle büyüdük. Ve insanın rafine hale gelmesi konusunda her durum ve şartta sanatın sürekli yeşertilmesi çabasını ilke edindik.

Bugün Taksim Meydan’ını süsleyen AKM’nin yükselişine ümit ve sevinçle bakıyorum. Ve hayal ediyorum.

Blog

AKM Etkinlik - AHMET ÖZHAN
AHMET ÖZHAN

Atatürk Kültür Merkezi

AKM Etkinlik - CİHAT AŞKIN
CİHAT AŞKIN

İstanbul Kimliğinin Sembolü

AKM Etkinlik - GÜLSİN ONAY
GÜLSİN ONAY

Atatürk Kültür Merkezi Hayırlı Olsun!

AKM Etkinlik - MURAT TABANLIOĞLU
MURAT TABANLIOĞLU

Kent, Sanat ve Mimari

AKM Etkinlik - PROF. GÜLPER REFİĞ
PROF. GÜLPER REFİĞ

Atatürk Kültür Merkezi’nin Açılışına “Sinan” Yakışmış